Bugün şeytanla bakıştım. Bana insanların nasıl canlılar olduğunu göstermek istedi. Başlarda şeytanla birlikte bir şey yapılmaz diye düşündüm. Sonra fark ettim ki şeytanın tek istediği göstermekti. Benim onun yolundan yürüyüp yürümemem onun için önemli değildi. Beni de tüm insanlığı zayıf gördüğü gibi zayıf görüyordu. Neden insanları bu kadar zayıf gördüğünü anlayamamıştım. Sonunda onunla birlikte gidip görmem gerekenleri görmeye karar verdim. Beni götürdüğü ilk yerde insanların ruhu satılıktı. Burada insanlar yaptığı tabloları ya da yetiştirdiği meyveyi sebzeyi satmıyordu, hayat trafiğinde kalabilmek için. Burada her ruhun bir fiyatı vardı ve fiyatını ödeyince her işe uygun ruh bulunabiliyordu. Ben anlam verememiştim ruhların satılık olmasının bu kadar basitleştirilmesine. Bence insanı insan yapan ruhuydu. Böylesine güzel bir dünyada yaşarken bunu unutmamak gerekiyordu. Şeytan o zaman bana “Dünya değil cehennem . Sizin kaçtığınız aslında yine kendinizsiniz. Sizlerin yürekleri cehennem yeri olmuş. Ben de sana onu gösteriyorum.” dedi. Yine de şeytanın haksız çıkmasını çok istiyordum. Sadece bu yer böyledir diye kendimi avutup duruyordum. Beni götürdüğü ikinci yerde şehrin ortasından bir duvar örülmüştü. Şehrin bir yanı yoksullar diğer yanında zenginler yaşıyordu. Yoksulların yaşadığı yerde dar alanlara taştan yontma binalar dikilmişti, sulak alanlar çok azdı, sulak alanlar az olduğu için tabiat ana da hayatta kalabilmenin büyük mücadelesini veriyordu ve en kötüsü ölüm her yerde kol geziyordu. Zenginlerin yaşadığı yerde evler geniş ve bahçeliydi, her evin kendi suyu vardı, su az olmadığı için tabiat ana muhteşem görünüyordu ve en iyisi yaşamak her yerde yeniden yeşerip duruyordu. Buraya uzun uzun baktım. Aslında bu kadar belirgin sınırlara sokulmamış olsa da dünya da tamamen böyleydi. Zenginler bu hayatın bütün güzelliklerinden faydalanırken yoksullar ölmek için sıralarının gelmesini bekliyordu. Dünyanın da her yeri böyle ikiye ayrılmıştı ama kimsenin kabul etmediği bir ikilikti, ayrılmaydı bu. Zenginlerin yoksulların üstünden para kazandığı ve kazandıkları paralarla da yoksulları düşünüyormuş gibi yardım yaptıkları bir dünyaydı. Şeytan o zaman bana “Dünya değil cehennem. Sizin kaçtığınız aslında yine kendinizsiniz. Sizlerin yürekleri cehennem yeri olmuş. Ben de sana onu gösteriyorum.” dedi. Yine de hala şeytanın haksız çıkmasını çok istiyordum. Sadece bu yer böyledir diye kendimi avutup durmaya hala devam ediyordum. Beni götürdüğü üçüncü yerde silah ve bomba sesleri hiç susmuyordu. Ordular oluşturulmuştu. Kimisi bir dini kimisi bir dili kimisi bir ırkı temsil ediyordu. Herkes bu dünyayı güzelleştirecek olanın ta kendisi olduğunu iddia ediyordu ama ellerinde silah tutup bombalar yağdırdıklarını söyleyince “Her zaferin altında büyük fedakarlıklar vardır.” diyorlardı. Neydi bu fedakarlık? Birinin kazanacağı zaferler için diğerlerinin ölmesi miydi? Herhangi bir canlının hayatı ne uğruna bu kadar değersizleştiriliyordu? Başka hangi canlı bir başka canlıyı böylesine katletmeyi becerebiliyordu? Her konuda olduğu gibi bu konuda da en iyisi bizdik. Bazı insanlar insanlardan korkmayıp yırtıcılardan korkuyor. Oysaki en tehlike yırtıcı insanın kendisiydi. Uzakta aramaya gerek yoktu. Kendini her canlıdan üstün görmeye devam eden ve üstün gördükçe her canlıya yenilmeye doymayan da insandı. İnsan, ne değişik bir şeydi böyle? Düşünebilmek miydi insanın doğal seleksiyonu? Yani düşünebilenlerin düşünemeyenlerden daha güçlü olması mıydı? Çünkü bir insan başka bir insanı sadece elinde silah tutup bomba yağdırarak öldürmüyordu. Bazen öldürebilmek için araç olarak düşünebilmeyi kullanıyordu katil insanlar. Onların düşüncelerini ve özgüvenlerini öldürmek de suç değil miydi? Her şey yerine oturmaya başlamıştı. Şeytan o zaman bana “Dünya değil cehennem. Sizin kaçtığınız aslında yine kendinizsiniz. Sizlerin yürekleri cehennem yeri olmuş. Ben de sana onu gösteriyorum” dedi. Artık şeytanın haksız çıkmasını istemiyordum. Artık şeytanın daha fazla haklı çıkmamasını istiyordum. Bugün şeytanla bakıştığımı söylemiştim. Onun bakışlarında insanlara baktığında gördüğü zayıflığa anlam veremediğimi söylemiştim. Şimdi anlıyorum. Şeytan elini bile kıpırdatmadan insanların içindeki kötülüğe olan arzu oluvermişti. Çünkü insan aslında içindeki savaşa heyecan katacak düşmanı bile kendi elleriyle yaratan bir canlıydı. Bunun adına da şeytan deyip belirli sınırlara hapsetmişti. Şeytan bizim başka bir yanılsamamızdan fazlası değildi. Şimdi her şeyi daha iyi anlıyorum dostlarım ve bu kadar geç anladığım için çok üzgünüm
ErdemG
