Arayış

İçimde kaybolup duruyorum. Kendimi bulmak için kendimi arıyorum. Bir diyara seyahate çıkıyorum. O diyara seyahate çıkıp da geri dönmeyi başarabilen çok olmamış. Bazıları bu diyarlara sırf “Kimse o diyardan geri dönemediyse de ben dönerim.” deyip gidiyormuş. Yani azınlığın yapabildiği şeyleri yapabildiğini göstermek ve bizler tarafından övülmek içinmiş. Bu diyarın yolu bilinmezmiş. Her giden, başka yoldan gidermiş. Her geri dönmeye çalışan, buraya nasıl geldiğini unuturmuş. Bazıları nasıl geldiğini hatırlamaya çalışmaktan yeni bir yol aramaya ya zaman ayıramazmış ya da cesaret edemezmiş. Bazılarıysa artık bu zorlu yolları yürüyemeyecek kadar güçsüz düşüp bulunabilmeyi beklermiş, düşlermiş. Bazılarıysa her şeyde olduğu gibi o diyarlardan da yine kendi kendine geri dönebileceğini fark edip kendi yollarını ararmış. Bu diyar öyle bir diyarmış ki ucu bucağı yokmuş gibi görünürmüş ama küçük bir çiftlikten bile büyük değilmiş. Bu diyar öyle bir diyarmış ki dışından bakınca çok zorlu görünürmüş ama içinden bakınca bunun üstesinden gelememek büyük bir çaba gerektirirmiş. Bu diyarın suyundan içen bir daha susamazmış. Bu diyarda türlü türlü meyve ve sebze yetişirmiş. Bu meyvelerden ve sebzelerden yiyenler bir daha hiç açlık çekmezmiş. Bu diyarda çeşmelerden derin bir yaradan fışkırarak akan kan gibi kıpkırmızı şarap akarmış. Bu şarap kendisini içenleri sarhoş etmek yerine uyandırırmış. Çünkü bu şarap alkol yerine gerçeklerden üretilirmiş. Gerçekleri olduğu gibi görenleri ve gerçeklerin etkisine girenleri bir daha yalanlar uyutamazmış. Bu diyarda asıl yaşlılar çocuklarmış. Çünkü çocukların ruhunun, yaşlıların ruhundaki kötülükleri bir ruh emici gibi emdiğine inanılırmış ve bu çocukları yaşlandırırmış. Bu diyarda asıl zenginler fakirlermiş. Çünkü fakirlerin kaybetmekten korktuğu ve özgürlüğünü kısıtlayan hiçbir şeyi yokmuş. Bu diyarda doğal seleksiyon tersine işliyormuş. Uzun yaşayanlar güçsüzler, kısa yaşayanlar güçlüler oluyormuş. Bu diyarda doğuştan gelen engellerden ziyade beşeri engeller ayıplanırmış. Asıl engel, engelleyenler olarak görülürmüş. Bu diyarda milletler savaşmak yerine sevişirmiş. Bir kez gerçekten sevişmenin keyfine varmış birisi savaşanların en büyük düşmanı olurmuş. Bu diyarda çocuklar diyardaki herkesin çocuklarıymış. Kimse çocuğu üstünden mülkiyet haklarına başvuramazmış. Bu diyarda hizmetkarlar en büyük efendilermiş. İyi hizmet etmeyenler efendi olamazmış. Bu diyarda en çok sesi çıkanlar sessizlermiş. Çünkü en büyük çığlıklar sessiz atılırmış. Bu diyarda en mutlular en çok acı çekenlermiş. Acı çektikçe mutluluğun kaynağına ulaşıldığına inanılırmış. Bu diyarda cahil olmak için bilgin olmak gerekiyormuş. Kim ne kadar çok biliyorsa o oranda cahil olunurmuş. Bu diyarda ölüler, asıl yaşayanlarmış. Yaşam öldükten sonra başlarmış. Bu diyarda her şey ve hiçbir şey aynı anlama geliyormuş. Bu diyar öyle bir diyarmış ki bu diyardaki herkes aynı dili konuşurmuş ve herkes birbirini anlayabilirmiş. Bazı nineler ve dedeler “Bu diyara gidip de geri gelebilen olmadı.” diye anlatıp durduğundan ve sürekli çok tehlikeli olduğunu göstermeye çalıştığından bazı çocuklar bu diyarın adını bile anmak, anımsamak istemezmiş ama bu diyarın adından bu kadar korkmaya gerek yokmuş. Bu diyarın adı insanmış. Bu diyara seyahat insanın kendisine seyahatmiş. Kendisine seyahat edip de geri dönebilen insanın bu dünyada artık yapması gereken görev kalmazmış ve kuş tüyü gibi hafiflediği söylenirmiş. Ne mutlu kendisine seyahat etmenin hayalini düşleyen herkese! Ne mutlu kendinde kaybolmak pahasına kendini bulmak için çabalayan herkese! Ne mutlu gerçek bir insan olabilmenin yolunu arayan insana

ErdemG

Yorum bırakın