Hayatta Kalış

Uzun bir süreden sonra yine kendimi burada bulmanın kendimce haklı bir gururunu yaşıyorum. Yaklaşık bir buçuk senedir yazmaktan uzaklaşmıştım çünkü hayatta kalmak benim için önemli bir seviyede zorlaşmıştı. İnsanın her şeyden önce hayatta kalabiliyor olması lazım. Hayatta kaldıktan sonrasının da apayrı bir mücadele olduğunun farkındayım ki önceki yazılarımda bu farkındalığı fazlasıyla bulduğunuzu biliyorum. Size hayatta kalmak derken ne demek istediğimi anlatacağım ve ilk defa özel hayatımla ilgili de bilgiler vereceğim. Hadi, başlayalım öyleyse zaman kaybetmeden. En son yazımı yazdıktan ve paylaştıktan sonra baba tarafından olan dedem vefat etti. Dedem genel olarak iyi ve olgun bir insandı. Bu dünya hanında kısa süreliğine konaklıyoruz ve konaklarken de kendisini tanıma fırsatı bulduğum için kendimi şanslı sayıyorum. Dedemle vedalaşmak için yeteri kadar zaman geçirmemiştik ki yeteri kadar zaman geçirmek demek, ne demek ya da hangi miktarda zaman geçirilse yeteri kadar zaman geçirildi diyebilirdik bilemiyorum. Dedemin defnedilmesine meslek hayatım dolayısıyla yetişememiştim ama mezarlıkta yattığı yeri ziyaret ettiğimde zihnime çok sert ve hızlı bir şekilde ciddi bir düşünce giriverdi. Bu düşüncenin temelinde yaşamak ve ölmek yatıyordu. Bana göre yaşamak ve ölmek arasında beş duygu organıyla algılayamadığımız ince bir çizgi var. Hayat da bu ikisi arasındaki ince çizgide geçirdiğimiz tüm şeylerin bütünü değil midir? Bu ince çizgiyi o kadar çok şeyle doldurduğumuzu fark ettiğimde dünyayı algılayış biçimim değişti. Hiçbir zaman ölmeye uzak hissetmedim ve her zaman ölüm diye bir gerçekliği bilerek yaşadım ama o mezarlıkta ne olduysa oldu ve hayatımda birçok şeyin değiştiğini hissettim. Bunun temelinde de dedemin yaşam şekli yatıyordu aslında çünkü dedem her gün yürüyüş yapan, sağlıklı beslenen, hiçbir hastalığı olmayan ve Tanrı’ya, kendisine ve topluma hizmet etmek dışında bir şey yapmayan bir insandı ve doksan beş yaşına kadar yaşadıktan sonra ortada doğru düzgün bir neden yokken dedemin ruhu senelerdir ona hizmetkarlık eden bedenini terk etmişti. Bunlara bakarak anladım ki bir gün ortaya koyduğun emek ve mücadele, sen her şey dört dörtlük ilerliyor sanıyorken ölümün araya girmesiyle bir hiçe dönüşebiliyor. Buna engel olmanın günümüz şartlarında mümkünatı olmadığını gayet iyi biliyoruz. Dedemden bana güzel anılar kaldı. Umarım ben de onda güzel anılar bırakabilmişimdir. Bana göre aile olmak ve akraba olmak bambaşka şeylerdir. Aile olmak için ortada emek ve sevgi olması gerekir. Akraba olmak için kan bağı ve genetik benzerlik gereklidir. Ben dedemle aile olabilmeyi başarabilmiştim. Bu yüzden onu dünyadan ve fiziksel hayattan uğurlamak bir anda olsa da içimde o kadar kolay olmamıştı. Bir süre bu duygu durum değişikliğini yaşarken dünyadan kopmamaya ve dünyanın gerektirdiği şeyleri yaşamaya da devam ettim. Mezuniyet sonrası arkadaşlarımın hepsi bir yere dağılacağı için uzun bir süre birlikte olamayacağımızı biliyordum ve bol bol onlarla zaman geçirmek istedim. Bu geçirdiğimiz zamanlar içe dönük beni, biraz dışa dönük bir ben haline dönüştürdü. Bu dönüşüm kısa süreliğine okumaktan ve yazmaktan da uzaklaştırdı. Bundan da hiç pişman değilim çünkü senelerdir bana aile ve dost olan birçok insan şu an kilometrelerce uzağımda hayatta kalma mücadelesi verirken hayatta tutma mücadelesi de veriyorlar ve ben her gün onlarla dolu dolu zamanlar geçirmiş olmama rağmen onları çok özlüyorum. Velhasıl kelam günler böyle birbirini takip ederken gün geldi ve mezun olduk. Mezun olduğumuz gün herkes gibi sevincimizi yaşamak istiyorduk. Bunun için topluca bir mekana gidelim ve eğlenelim diye düşündük. 30 Haziran 2022 akşamında Gaziantep Jolly Joker Pub’a gittik. Orada eğlenirken ve birlikte zaman geçirirken birden belimin sol yan tarafında sert bir cisim geldiğini hissettim ve bu hissin ne olduğunu bile anlayamadan bir de sıcaklık ve ıslaklık hissetim. Elimi o bölgeye götürdüğümde elimin kan dolu olduğunu gördüm. O an anladım ki bu gelen şey mermiydi. Yaralandığımı anlayınca kendimce güvenli bir yere geçmek için hemen köşedeki duvarın arkasına geçtim. Tişörtümü çıkarttım. Tişörtümle kanayan yere tampon yaptım. Yere uzandım. Ayaklarımı havaya kaldırdım. Kan kaybımı azaltmam gerekliydi. Kanlı ellerimle telefonumu cebimden çıkarttım ve birlikte çalıştığımız acil asistanlarımızdan Serdar Abimi aradım. Serdar Abiye nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde yaralandığımı ve birazdan beni hastaneye getireceklerini söyledim. Tam o sırada arkadaşlarım başıma geldi ve benim kan kaybımı azaltmak ve durumu kontrol altına almak için bana ilk müdahaleyi yaptılar. Acil birimlere çoktan haber verildiği için ambulans hızlıca gelmişti. Ambulansa bindirildim ve hastaneye doğru yola çıktık. Beni hemen yakınımızdaki mezun olduğum hastane yerine daha uzaktaki ve daha az imkanlara sahip olan bir hastaneye götürdüler ne kadar oraya götürmeyin diye ısrar etsek de. O hastaneye girdiğimizde doğal olarak kendimizi güvende hissetmedik ve en sonunda beni oradan kendi mezun olduğum üniversitemin hastanesine götürmek üzere Serdar Abi yanıma geldi hızlıca. Tekrar ambulansa bindirildim ve en sonunda kendimi en güvende hissedeceğim yere gelmiştim. Beni bu mesleği yapmak üzere yetiştiren hocaların olduğu hastaneye tam mezun olduğum gün bu şekilde geleceğimi hiçbir şekilde tahmin edemezdim. Ambulanstan indirilirken birlikte çalıştığım abilerimin ve ablalarımın kapıda beni beklediğini görünce içimi garip bir mutluluk kaplamıştı çünkü biliyordum ki artık o noktadan sonra benim için ne gerekiyorsa yapılacaktı. Acilin kapısından sedyeyle içeri girerken bu güveni hissedince birden kendime geldim ve kendime “Bugün ölmek yok.” dedim. Hızlıca ameliyata alındım. Bana gelen mermi dört tane organıma isabet etmişti ve karnımın içini bir biçerdöver gibi talan etmişti. İki gün boyunca yoğun bakımda yattım. Sekiz gün boyunca serviste yattım. En sonunda iyi olduğumu gören hocalarım ve asistanlar tarafından bol bol dinlenmek ve ev istirahatı yapmak şartıyla taburcu edildim. Ameliyattan dolayı göbek bölgemde fıtık olmasın diye korse takmam gerekiyordu en az üç ay boyunca ve Mersin gibi bir şehrin sıcağında gece yatarken bile korsemi çıkartmadım. Ameliyat sonrası yaklaşık dokuz ay kadar da geçirdiğim ameliyatla ilgili ufak ufak ağrılarım devam etti. Benden başka E.A. diye on dokuz yaşındaki bir genç erkek daha yaralanmıştı. Mermilerden bir tanesi E.A.’nın boynundaki beşinci kemiğe isabet etmişti. E.A.’nın da bir süre yoğun bakımda tedavisine devam edildikten sonra hayati tehlikesi kalmadı ama E.A.’nın boynundaki beşinci kemiğine gelen mermi oradaki siniri parçaladı ve maalesef E.A.’nın o bölgeden aşağısını felçli hale getirecek kalıcı bir sinir hasarı oluştu. E.A. artık hayatına yüzde doksan sekiz engelli olarak devam etmek zorunda kaldı. Bu olayın iki önemli yarası ben ve E.A. olarak kaldık. Şimdi eminim ki olayı bilmeyenlerinizin aklına bir soru geliyor. O sorunun da bu olayın neden yaşandığını merak ediyorsunuz. Biz de olay anında hayatta kalma mücadelesi verdiğimiz için olayın neden olduğunu sonradan öğrendik. Olay şu şekilde gelişiyor. Yanındaki iki kadın arkadaşıyla Gaziantep Jolly Joker Pub’a girmek isteyen E.K. içeride yer olmadığını söyleyen güvenlik görevlileri H.A. ve K.D. ile kavga etmeye başlıyor. Olay o an yatıştırılıyor ama E.K. olay yerinden ayrıldıktan sonra intikam yeminleriyle hareket ediyor, olayı planlıyor ve yanına bir silah alıyor. Yaklaşık kırk dakika sonra geri Gaziantep Jolly Joker Pub’a geliyor ve mekanı gördüğü anda 9 mm mermi uyumlu tabancadan on beş tane mermi sıkıyor. Bu olay sonrasında da ben ve E.A. yaralanıyoruz. Olay yaşanırken içeride üç yüz elli sivil vatandaş bulunduğu tahmin ediliyor. Olay sonrası adli süreçler başlatılıyor ve E.K. ertesi gün tutuklanıyor. Şu an E.K. olay zamanından beri tutuklu bir şekilde yargılanıyor. Yaşadığım her gün de bu yargılama sürecinin peşinde olacağımdan şüpheniz olmasın. Bu olay hakkında çok fazla konuştuğum ve bu olayla her an birlikte yaşadığım için olay üzerine artık daha fazla konuşmayacağım ama olayın bendeki, ailemdeki, dostlarımdaki ve toplumdaki etkilerinden bahsedeceğim. Yaşadığımız ülkenin böyle bir ülke olduğunu kabul etmek gerekiyormuş gibi görünse de ben kabul etmiyorum. Sorumsuz insanların yaptığı hareketlerin olası sonuçlarını öngörememelerinin bedelini bizim gibi insanlar ödüyor. Bu bedel sizi benim ve E.A.’nın düştüğü durum gibi bir duruma düşürebiliyor ya da sizin can kaybınızla sonuçlanabiliyor. Oysaki sizin sadece iyi bir insan ve vatandaş olmaya çalışmak dışında bir niyetinizin de olmadığını biliyorum. Kim böyle şeyler yaşamayı hak eder bilmiyorum ama bunu en az hak edenlerden olduğumuzu biliyorum. Ben ve tüm yakınlarım hala yaşadığımız o zor günlerin izlerini taşıyoruz ve uzun bir süre de böyle devam edecek gibi görünüyor. Buraya kadar anlattığım şeyler son zamanlarımın önemli olayları hakkında ufak bir özetti. Şimdi asıl konumuza geri gelmek istiyorum. Dedemin ölümüyle başlayan bu hissiyatım benim kendi yaşadığım olayla daha da derin bir hal aldı. Bana göre yaşamak ve ölmek arasındaki ince çizgiyi nasıl doldurduğunuz ve yaşadığınız çok önemli çünkü bu sizin kim olduğunuza karar veriyor. Karşımızdaki insanlar hayatta neleri seviyor ya da sevmiyor, ne anlatıyor ya da ne anlatmıyor, kiminle olmaktan keyif alıyor ya da keyif almıyor, hangi işi yaparken mutlu ya da mutsuz, daha da önemlisi hayatı nasıl algılıyor ve şekillendiriyor diye o ince çizgiye bakıyoruz. O ince çizgi sizi ve kimliğinizi oluşturuyor. O ince çizgiyi düzgün bir şekle sokmak için ne kadar uğraştığınızı ve emek harcadığınızı en iyi siz biliyorsunuz. Benim tavsiyem o çizgiyi ne şekle sokarsanız sokun ama o çizgiyi keşkelerle doldurmayın. Hayatta her şeyin en güzelini ve özelini yaşamayı hak ediyorsunuz. Hayatınızın kıymetini bilin ve hayatınızın kıymetini bilmeyen kim ya da ne varsa ondan uzak durun. Bu yazının başlığı da “Hayatta Kalış” olsun istedim çünkü sizi hayattan kopartmak isteyen her şeye rağmen hayatta kalmak için bir hareket içinde olmak kadar şerefli bir davranış olduğunu düşünmüyorum.

 

Sakın vazgeçmeyin!

Sakın pes etmeyin!

Sakın denemeden ne olacağına karar vermeyin!

Sakın peşin hükümlü olmayın!

Sakın gereğinden fazla korkmayın!

Sakın önce siz ihanet etmeyin!

Sakın aşka inanmamazlık etmeyin!

Sakın sevgi dilini bırakmayın!

Sakın ezileni daha çok ezmeyin!

Sakın zalimden yana olmayın!

Sakın verdiğiniz sözleri tutmamazlık etmeyin!

Sakın yakınlarınıza zaman ayırmamak gibi bir hataya düşmeyin!

Sakın gereğinden fazla fedakar olmayın!

Sakın acele etmeyin!

Sakın öfkenize fırsat vermeyin!

Sakın karamsarlığa kapılmayın!

Sakın üretmeden tek bir gününüzü bile geçirmeyin!

Sakın gündüzün enerjisinden ve gecenin dinginliğinden nasibinizi almadan günlerinizi geçirmeyin!

Sakın bu saydıklarımı hiçbir zaman aklınızdan çıkartmak gibi bir cahillik etmeyin!

 

Bunlara neden bu kadar anlam yüklediğimi merak etmiş olabilirsiniz. Bunlara bu kadar anlam yüklüyorum çünkü benim yaşamak ve ölmek arasındaki ince çizgim başkaldırmaktan, umut etmekten, mücadele etmekten ve pes etmemekten oluşuyor. Her şeye rağmen bu dörtlüyü o gece aklımdan çıkartmadım ve bu dörtlüye dört elle sarıldım. Yani ben o gece hayata dört elle sarıldım. İçimden sürekli kendime “Bugün ölmek yok.” dedim ve o gün ölmedim. İyi ki ölmedim. İyi ki yaşıyorum. İyi ki buradayım. İyi ki sizlerleyim. Tanrı’nın daha benimle planları olduğunu biliyorum. Yaşadığım her yeni güne hak ettiği değeri vereceğimi biliyorum. Yaşadığım sürece başkaldırmaktan, umut etmekten, mücadele etmekten ve pes etmemekten vazgeçmeyeceğimi biliyorum. Hayata her anlamda dört elle sarılmaya devam edeceğimi biliyorum. Hayata dört elle sarılan herkese selam olsun

ErdemG

Yorum bırakın