Kaçış

Şehirden kaçma isteğinin sürekli vücudumda belirmeye başlaması normal değil. Bunu akışına bırakmaya karar verdiğim her anda kendimi şehirden uzakta buluyorum. Etrafı binalarla kuşatılmış şehir üstüme üstüme yürüyor sanki. Ruhumun sıkıştığını ve zalimce hazırlanmış bir kumpasa yenik düştüğünü hissediyorum. “Merhaba” demekten bile aciz olan insanlarla aynı ortamlarda yaşamayı samimi bulmuyorum. Medeniyetlerin ilk temellerinin atılmasına kadir olan iletişim, ne zaman bu kadar kıymetsizleştirildi?Çocukluğumda bile apartmanda merdivenlerden inerken komşularımızla ayaküstü sohbet ederdik. Mahallenin sokaklarında gezdiğimizde mahallelinin güler yüzüyle karşılaşırdık. Şimdi herkes bir yere yetişmenin telaşında ve insanlar kimseye iki dakikasını bile ayıramıyor. İnsan hayatı için iki dakika çok mu önemli? Söz konusu yaşam ve ölüm arasında bir yolsa iki dakika çok önemli olabilir ama sürekli yaşam ve ölüm arasındaki yolu düşünerek geçmiş bir ömür boşa geçmiş bir ömür sayılmaz mı? İnsanlar bulunduğu ortama gerçekten hak ettiği değeri verselerdi yaşamın içindeki o saf enerjiyi de hissedebilirlerdi ama kalmadı artık öyle insanlar. Bu yabancılaşma hissinin de sadece benim hissettiğim bir şey olduğu düşünmüyorum. Şehirdeki insanların hayat trafiğindeki yoğunluktan hastalandığını düşünüyorum. Hastalanmak denildiğinde genelde akla kanser gibi hastalıklar geliyor ve ruhumuzun da bir sağlığı olduğu unutuluyor. Sizce şehirde yaşamak ruhlarımıza iyi geliyor mu? Sizi bilmem ama benim ruhuma iyi gelmediği gün gibi ortada. Eğer bir sorun hissetmiyor olsaydım her fırsatta kaçmaya çalışmazdım. Doğada neden huzur bulduğumu anlamak için çabalıyorum ama bulduğum cevaplarla yetinemiyorum. Kaybolmanın da ayrı bir keyfi olduğunu düşünüyorum. Ara sıra “Olur da bir gün kaybolmak istersem beni aramayın.” diyorum çünkü bulunmak isteseydim kaybolmakla zamanımı boşa harcamazdım. Hissetmek istediğim şey hiçbir zaman yalnızlık olmadı. Kaybettiğim tek başınalığımı yeniden kazanmak ve kazandığımda sahip olacağım özgürlüğümü sonuna kadar hissetmek istiyorum. Ruhumun yaşadığı iktidarsızlığın tedavisinin bu olduğunu biliyorum. Daha önce de “Bir şeyin varlığını anlamlandıran yokluğudur.” demiştim. Son birkaç senedir varlığını unuttuğum en önemli şey tek başınalığımmış ve ben bunun anlamını yokluğuyla daha iyi anlıyorum. Beni anlamlandıran ya da hikayemi daha derin bir hikaye yapan tek başınalığımı yeniden kazanabilmek için şehirden kaçıyorum. Doğanın içindeyken içimdeki sesi daha net duyuyorum. Ruhumun acı çeker gibi bağırışlarının ve davranışlarının sonu gelmese bile azaldığını görüyorum. Bizi diğer canlılardan ayıran en büyük özelliklerimizden biri etkili iletişim kurabiliyor oluşumuz ama önümüzde bir engel varmış gibi davranıyoruz. Bu engeli de ortaya çıkaran biziz çünkü iletişim kurmaktan sakınıyoruz. Bazılarımız hala iletişim kurmak için can atıyorken diğerlerinin iletişim kurmaktan bu denli kaçıyor oluşu engeli daha da büyük bir hale getiriyor. Şehirde yaşayan insanların da bu engeli aşmayı geçtim aşmak için zaman bile bulamadıklarını düşünüyorum. Sürekli iş yoğunluğundan, oradan oraya yetişmekten, bir şeylerin sırasını beklemekten, toplantılara katılmaktan, sosyalleşmeye çalışmaktan ve daha nicesinden dolayı birkaç dakikalığına duramıyoruz ve düşünemiyoruz. Oysa biz böyle savrulurken hayat da başka bir yöne savruluyor. Önce kendimizi sonra hayatı kaçırıyoruz. Bu gerçekten çoğu insanın haberi dahi yok. Çok az insan bu gerçeği fark ediyor ve fark edenler de çok geç kalmış oluyor. Bize dayatılmış olan bu sıkışıklıktan kurtulmamız gerekiyor. Tüm bu anlattıklarım bizi ufak parçalarımıza ayırıyor ve ayrılan parçalarımızı geri birleştirmemize de izin vermiyor. Döngünün mutlaka bir yerindeyiz. Döngüdeki bu yerlerin tapusunu da şehre adım atar atmaz bedavaya veriyorlar. Neden sisteme bu kadar katkı yapmak zorunda bırakılıyoruz? Neden kaybettiğimiz özgürlüğümüzü yeniden kazanmamızı istemiyorlar? Neden iletişim kurmuyoruz ve birlik olmuyoruz? Bana göre bizi dönüştürmek istedikleri hal, adına kölelik demediğimiz lakin kölelikten de hiç ayırt edemediğimiz bir halden başka bir şey değil. Yeniden iletişim kuralım. Birbirimizi dinleyelim. Birbirimizi tamamen anlamamız mümkün olmasa da anlamaya çalışalım. Birbirimizden kaçmayalım. Birbirimize yabancılaşmayalım. Doğadayken üstümüze çökmüş bu karabulutlardan kurtulabiliyorsak tek bir nedenden dolayıdır: O neden de iletişim kurabiliyor olmaktır. Şehirde bize sunulan otomatik iletişim modelini değiştirebiliriz. Bizler sosyal varlıklarız ve sosyalleşmemize karşı olan ne varsa kökünden kurutmalıyız. Herkesi sevin ya da herkesle iyi bir iletişim kurun gibi bir beklentim yok. Bunun mümkünatı olmadığını biliyorum. Anlattıklarımdan bunları çıkartmayın. Anlattıklarımdan anlaşılmak için birilerinin sizi bulmasını beklemek yerine sizin harekete geçmeniz gerektiğini çıkartın. Anlaşılmayan insanların ruhu hastalanır ve hasta bir ruh insanı ölüme daha hızlı götürür. Yaşamlarını kıymetsizleştirenlerden olmayın. Yaşamak ve her şeye rağmen yaşamak için kavgaya tutuşmak büyük bir amaca hizmet etmektir. Hizmetkâr olacaksanız bize dayatılmış sistemin hizmetkârı olmak yerine anlattığım gibi bir sistemin -kendinizin- hizmetkârı olmalısınız. Asıl yaşayanlar yaşamın içindeki bu zincirleri kıranlardır. Sizi birer tutsak yapan zincirlerinizi kırmaktan korkmayın. En fazla ne olabilir ki? Tutsak olmaya devam etseniz bile artık zincirsiz birer tutsak olursunuz. Mevzu karanlıkta olmak değildir. Mevzu karanlıktayken gökyüzüne bakmaktan vazgeçmemektir. Gökyüzünü göremeseniz bile gökyüzünü arayanlardan olun. Her şeye rağmen anlamlı bir yaşama sahip olunabilir ama önce bunun farkına varmak gerekir. Bunun farkına varanlardan olun

ErdemG

Kaçış” için 2 yorum

Yorum bırakın