Hiç düşünüyor muyuz ne kadar yalan söylediğimizi? Ben bu aralar en çok bunu düşünüyorum. Kendime bile itiraf etmekte zorlandığım doğrularım olduğunu fark ettim geçenlerde. Doğrular üzerine düşünmeye başladım. Nesillerdir anlatılanların doğru olduğundan nasıl emin olabiliriz diye meraklanıyorum. Şu an hak yememek ve adaletin peşinde olmak doğru geliyor ama bunun eskiden beri böyle olduğunu iddia edebilir miyiz? Üretim ilişkilerimiz zaman içinde değişkenlik gösterdi, bize hak ve adalet kavramlarını kazandırdı. Eskiden hak ve adalet dediğimiz kavramlar üstüne konuşmanın bile mümkün olmadığını düşünüyorum çünkü güç kimin elindeyse onun için hak ve adalet çoktan belliydi. Günümüz şartlarında konuşma hakkı en çok doğruların oldu. Doğrular asırlardır hiç yılmadan ve korkmadan konuşmaya devam ediyormuş ama biz doğruları görmezden geliyormuşuz. Artık bundan kaçılabileceğini hiç sanmıyorum. Doğrulara yıllardır kim ne leke sürmeye kalktıysa da doğrular hiç kirlenmediler ve hayatımızın her yerinde saklandıkları yerden çıkarılmayı beklemeye devam ettiler. Modern toplumların ürettiği yeni entelektüellerin en büyük yorgunluğunun da doğrulardan kaynaklandığını düşünüyorum çünkü bu entelektüeller doğruların peşinde koşmaktan bıkmıyorlar ve bıkmamalılar. Kendimi entelektüel olarak tanımlamak isterdim ama yakınından geçemeyecek kadar çok yalanın içinde yaşadığıma inanıyorum. Nereye baksam ya benim söylediğim ya da bana söylenen bir yalanla karşı karşıya kalıyorum. İçimde inandığım ve güvendiğim bazı hislerin peşinden gittikçe de yanılmadığı daha açık bir haliyle anlıyorum. Dünyayı çepeçevre saran yalanlardan kaçmak mümkün değil ve bu gerçeklik algımı yitirmeme neden oluyor zaman zaman. İtiraf etmek gerekirse ben de bir yalancıyım. İçinizden “Bana hiç yalan söylemedin.” diyeniniz varsa üzülerek söylemek isterim ki bir fırsatını bulamadığım içindir. Buna cevap olarak da “Biz sana hiç yalan söylemedik.” diyorsanız size inanmıyorum. İnsanın kendisine bile dürüst olamazken bir başkasına dürüst olduğunu iddia etmesini de küstahça bulduğumu bilmenizi istiyorum. Doğruları türlü menfaatler uğruna yok etmeye çalıştıklarını gördüm. Yok etmeye çalışanların karşılaştığı sonda boğazlarına ip geçirildiğini ve ipi geçirenlere kızamadıklarını hatta hayranlıkla baktıklarını gördüm. İpi geçirenlerin yine doğrular olduğunu gördüm. İnsanın en çok nefret ettiği şey, en çok arzuladığı şeydir. Benim yalan söyleyişlerim de böyle oluyor aslında. Yalan söylemeye meyilim, doğruyu söylemeye meyilime olan hayranlığımdan kaynaklanıyor. Doğrular hakkında konuşabilecek cesareti kendimde buluyor olsaydım her seferinde yüzümü yalanlara çeviriyor olmazdım. İçinize karıştırığım zamanlarda sanki hiç bilmediğim bir yere gitmişim ve oradaki tek tanıdık yüz yalanlarmış gibi geliyor ve yalanlarla dostluk kuruyorum. Doğruların ağırlığının herkes tarafından taşınabileceğine de hiç inanmıyorum. Hatta varlığı şüphe götürmez sandığımız Tanrı’nın bile büyük bir yalan olmadığını söyleyemiyorum. İçimdeki fırtına işte böylesine şiddetli bir haldeyken nasıl size inanabilirim ki? Şüphelerim çok arttı ve derinleşti. Kanlı canlı, her şeyimle var olduğumu bir şekilde bilmeme rağmen varoluşum beni şüpheye düşürmeye başladı. Bazen hiçbirinizi görmek isteği gelmiyor içimden çünkü biliyorum ki şüpheleneceğim şeyler yapacaksınız ve ben günlerce bu şüphelerin doğruluğunu sorgulamak zorunda kalacağım. Bana aynı benim gibi yaklaşanlarınız varsa biliniz ki en çok saygıyı size duyuyorum ve sizi yargılamıyorum. Kendim böyleyken kalkıp “Siz niye böylesiniz?” diyecek kadar aptallaşmadım hala. Yaşamın sonlarına gelindiğini bilmiyor olduğumuz için şanslıyız. Eğer bunu biliyor olsaydık sona gelirken yukarıda anlattığım ve sorguladığım soruların cevaplarını bulmak için kalan zamanımızın azaldığını bilirdik ve bu bizi çok daha büyük bir sıkıntının içine sokardı. Hiç sıkıntımız yokmuş gibi bir de bu sıkıntıyı sırtıma yüklenmek istemem. Bildiğiniz üzere belirsizlikten nefret ettim hep ama yaşamın sonunun belirsizliği beni rahatlatıyor. Herhangi bir belirsizliğin kurtarıcım olabileceğini düşünmezdim. Hayatımla ilgili bir konuda karar vermem gerektiğinde hızlı düşünmeye çalışmam da bu nefretimden dolayıdır. Zaten doğrular hakkında konuşurken de hızlı düşünemiyormuşum ve doğruların belirsiz kalmasından haz duyuyormuşum. Bu haz gerçek kimliklerimizi ve yaşadığımız olayları daha çok merak etmeye başlamama ve kendimle ilgili yeni bir durumu fark etmeme neden oldu. Sizinle bu konuşmayı yapıyor olmasaydım belki de hiç fark edemeyecektim. Bir kez daha bana yol gösterdiğiniz ve ayna tuttuğunuz için teşekkür ederim. Yine itiraf etmek gerekirse artık doğrulardan vazgeçmek istemiyorum. Doğrular hangi yöne giderse ben de o yöne gitmek ve ölmek pahasına doğruları savunmak istiyorum. Dokuz köymüş ya da köyden kovulmakmış falan umurumda değil anlayacağınız ama umurumda olan bir şey var. Umurumda olan şey: sizin de doğruları aramanız ve bulmanız. Kim bir yerde doğru arar da bulursa o kişiyle o yerde olmaktan büyük bir onur duyacağımı buradan duyurmak istiyorum. Haykıracağım. Susmayacağım. Her şeye ve herkese rağmen doğruları haykıracağım ve susmayacağım. Bir gün öleceğim ve öldüğümde geç de olsa onurlu bir seçim yapmış ve bu onurlu seçim için mücadele etmiş olduğum için mutlu öleceğim. Öleceğim güne kadar da kafamı yastığa huzur içinde koyacağım ve ertesi gün daha güçlü haykırmak ve susmamak için enerji toplayacağım. Eskinin büyük yalancısıyken yeninin büyük doğrucusu oldum. Yalancıların içinde o kadar zaman geçirdikten sonra doğruculara nasıl yardımcı olacağımı iyi biliyorum. Bu zamana kadar katkıda bulunduğum yalanlardan ve yalancılardan vazgeçiyorum. Bu zamana kadar ihanet ettiğim doğrulardan ve doğruculardan af diliyorum. Tüm benliğimle ve iyi niyetlerimle yanınızdayım. Yanınızda bir yer bulabilmek ve yanınıza kabul edilmek dileğiyle hoşça kalın
ErdemG
