Teslimiyet

İçimdeki benin, dışımdaki beni ne zamandan beri bu kadar derinden etkilediğini bilmiyorum. Bazen hatırlayabildiğim kadar eskiye gitmeye çalışıyorum. Bu sırada konudan konuya geçiyorum ve zihnimin ne kadar derinleşebildiğini -unuttuğum ama sürekli yeniden hatırlamak zorunda kaldığım bir durum- fark ediyorum. Zihnimdeki bu derinleşme beraberinde zihnime anlamlandıramadığım bir sığlığı da getiriyor. Öyle olmaz mı zaten? Bir şeyin var olması için yok olması da gerekmez mi? Yaşadığım olayların zihnimin üzerinde yarattığı etki, olaydan olaya değişkenlik gösteriyor. Bazen aynı olaya çok daha sığ bir zihinle yaklaşıyorum. Kendimi zayıf görüyorum. Aslında sadece kendimi değil, tüm insanlığı zayıf görüyorum ama bunu insanlığa anlatacak kadar sabırlı olmadığımı biliyorum. Aynı olayın farklı insanlar üzerindeki sonuçlarının ne kadar farklı olabileceğini anladığımdan beri insanların hayatlarına müdahale etmemeye çalışıyorum. Yardım ettiğimi sandığımda köstek olabiliyorum. Tam tersi de olabiliyorum. Her şey de olabiliyorum, hiçbir şey de. Dışımdaki bene bu kadar odaklandığımda hayatı kaçırıyorum. Sahip olduğum tek bir hayatım olduğunu aklımdan çıkaramadığım için hayatı kaçırmak istemiyorum. Asıl aradığım şeyin içimdeki bende olduğunu hep biliyordum ama zayıflığım yüzünden unutuyordum. Son zamanlarda fiziksel yorgunluğumun en üst seviyelerine gelindiğini hissediyorum. Yorgun olduğumu yazdığım yazıların seyrekleşmesinden anladığınızı görebiliyorum. Bunun için sizden özür diliyorum. Eve geldiğimde “Birazcık uzanayım ve dinleneyim.” dediğimde uykuya dalıyorum ve kendimi ertesi sabah uyanırken buluyorum. Yorgun olan bedenimle, zihnimin üzerine yoğunlaşmam daha da zorlaşıyor. İnsanın zihnini iyi çalıştırabilmesi için uykusuz kalmamış ve karnının tok olması gerektiğine inanıyorum. İnandıklarımın arkasında neredeyse hiç duramıyorum ya da durmuyorum çünkü nasıl işime geldiğinden asla emin olamıyorum. Velhasıl, fiziksel olarak yorgun olduğum için zihinsel olarak yorulmaya fırsat bulamıyorum. Sizce böyle diyerek kendimi mi kandırıyorum? İnsan yürekten istediği bir şeye zaman ayıramıyor olabilir mi? Hiç sanmıyorum. Kaçıyorum. İçimdeki benin, üstümde kuracağı hakimiyetten kaçıyorum. Neden teslim olmuyorum ve kaçıyorum? Kaçıyorum çünkü korkuyorum. Sahiden korkuyor muyum? Evet, fazlasıyla korkuyorum çünkü içimde kalmış ufak bir parça umut var ve bu umut da yitip giderse bana ait bir ben kalmayacak. Bu düşüncenin gerçekliği beni tüketiyor. Onca kaybettiğim güzel insandan ve anıdan sonra bir de kendimi kaybetmek istiyor muyum? Hayır, hiç istemiyorum. Beni daha yeni bulmuşken kaybetmek istemediğimi iliklerime kadar hissediyorum. Nasıl mücadele edeceğim? Bana bir yol gösterebilecek kadar cesareti ve sabrı olan biri var mı? Bilmiyorum. Zaten olsa bile gösterdiği yolun ne kadar doğru bir yol olduğunu nereden bileceğiz ki? Az önce söylediğim gibi aynı olayın farklı insanlar üzerindeki sonuçlarının aynı olacağını düşünmüyorum. Herkes için çizilmiş tek bir yol olduğunu düşünmek ve o tek yola girmek büyük bir düş kırıklığından başka bir sonuç doğurmaz benim için. Kendimi biliyorum. Bir oradayım. Bir buradayım. Bir varım. Bir yokum. Araf’tayım. Araf’ta olmaktan da keyif alıyorum. Belirli bir düzende devam eden öğelere alışamıyorum. Hissediyorum o büyük tufanın benim için yaklaştığını. Rüyalarımda görüyorum hüzünlü sonumun geldiğini. Anlıyorum bütün varlığımla beslediklerim tarafından bir yudum suya muhtaç bırakılacağımı. Bir kara bulut kümesi gibi geliyor üstüme pişmanlıklarım. Yanlış duymadınız. Pişmanlıklarım dedim. Benim de var pişmanlıklarım ve artık itiraf etmekten korkmuyorum. En fazla beni yargılayabilirsiniz. Belki yargıladıktan sonra kendi darağacınızda asarsınız. Neyse ki sizin aleminizde ölmekten korkmuyorum. Kendi alemimde ölmek gibi olmayacağını biliyorum. Nereden mi biliyorum? Kendi alemimde, kendimi öldürme teşebbüslerim oldu ama beceremedim. Bildiğiniz üzere beceriksiz ve çoğunlukla aşağılık biriyim. Kolaylıkla kalp kırabilen ve kırdığı kalpleri yeniden tamir edemeyen biriyim. Maalesef, büyük bir gerçek bu. En azından vicdanımın sesini dinlemeye çalıştığımda bunu duyar gibi oluyorum. Ah, bir türlü kaçamadığım vicdanım! Bazen zorlaşıyor kendimle beraber vicdanımı da yanımda taşımak. Eğer yüklerim arasında vicdanım olmasaydı her şey daha kolay olabilirdi. Kolaylıkla kalp kırıyor ve kırdığı kalpleri yeniden tamir edemiyor oluşum bu kadar yer kaplamazdı zihnimde. Ara sıra kendime yalanlar söyleyebilmek isterdim acılarımı hafifletmek için. Herkes öyle yapmıyor mu? Kendilerine söylediği yalanlar sayesinde kendi hayatlarını güzelleştirmiyorlar mı? Eleştiri oklarını en çok bana döndürmek istiyorum. Kendimi eleştiremezsem doğru yolda yürüdüğümü düşünemem. Eğer doğru yolda yürüyorsam ne kadar yavaş yürüdüğümün ne önemi var ki? Bir yerlere hızlı varmak istiyoruz ama mevzubahis hiçbir zaman ne kadar hızlı vardığımız olmadı. Bu hepimizin yanlış anladığı bir durum değil mi? Birbirimizle yarışmadığımızı unutmamamız gerekiyor. Bugün evine ateş düşmeyenler haline şükrediyor lakin yarın evlerine ateş düşmeyeceklerinin garantisini kim verebilir? O yüzden birbirimizle yarışmayı bırakmalıyız. Zaten Tanrı’nın çalışma prensibinin bundan daha farklı olduğunu düşünüyorum. Mesela Tanrı beni beceriksiz ve aşağılık olduğum için yargılayacaktır muhtemelen. Uzun zamandır dışımdaki beni yargılıyordum. Bunun da doğal bir sonucu olarak beni yargılama görevi Tanrı’ya kalıyordu. Tanrı’m rahat bir nefes alabilirsin artık çünkü seni yormamaya karar verdim. Kurulsun en büyük mahkeme salonları. Görkemli bir hazırlık başlatılsın. Sonunda beklediğim o büyük gün geldi. Kendim tarafımdan içimdeki beni yargılayacağım. Vicdan terazisinin bir kefesine kötülüklerimi, bir kefesine de iyiliklerimi koyuyorum. Hangisinin daha ağır basacağını merakla bekliyorum. Az önce korktuğumu söylediğim durumdan artık korkmuyorum. Olayları iyice anlayabilmek ve hangi tarafın ağır basacağına karar verebilmek için içimdeki bene bakmam ve içimdeki beni görmem gerekiyor. Tüm benliğimden ayrılarak bana olanları anlatabilecek tek kişi o -içimdeki ben-. Her konuda dürüst olması için şimdiden yalvarmaya başlayacağım. Eğer dürüst olmazsa beni bir kere daha kandırırsa bu son kandırışı olur. Mahkemenin hakimi vicdanımdan kaçamaz ve vicdanım kendi alemimdeki darağacında beni asar. Sonum olur. Sonum belki başlangıcımdır ama yine de sonumu böyle hayal etmemiştim. Harbiden nasıl hayal etmiştim sonumu? İnsanlar sonunu hiç hayal etmiyor ve hikayeleri hiç bitmeyecekmiş gibi yaşıyorlar. Her yeni güne hak ettiği şansı vermeme rağmen bu günlerden birinin sonum olacağını hiç aklımdan çıkartmadan yaşadım. Yaşamımdan her zaman zevk almaya çalıştım. Tek gerçek zamanın şimdi olduğunu unuttuğum zamanlar olsa bile önünde sonunda özüme döndüm. Mutlu bir hayat yaşadım. Mutlu bir hayat yaşamamı sağlayan şey hayatımın iyi olması falan olmadı ve zaten iyi bir hayatım da yoktu. Hayatımın kötü olacağını anladığımda daha lisede bile değildim ve bu farkındalık hayatımı mutlu bir hale getirdi. Güzel olmak, yakışıklı olmak, zengin olmak, sağlıklı olmak ya da iyi gördüğümüz ne varsa onu olmak sizi mutlu birisi yapmaz. Mutluluk insanın sahip olduklarıyla ölçülemez. Mutluluk insanın dışarıda aramasıyla bulunamaz. Mutluluk insanın içinde aramasıyla bulunabilir. İşte tam da bu yüzden içimdeki benin yarattığı etkilere teslim olmaya karar verdim. Teslim oluyorum. Kaçmayacağım. Korkmayacağım. Pişman olmayacağım. Biraz önce itiraf ettiğim üzere korkularım ve pişmanlıklarım oldu ama işlerin değiştiğini hissediyorum. Artık içimdeki benin bana anlatmak istediğini çok iyi anlayabiliyorum. Ne olursa olsun bana mutlu olacak bir neden sunacağını anlatmaya çalışıyor. Beni yargılayan kim olursa olsun şunu bilmeli ki mutlu bir insanı yargılıyor. Seni -içimdeki beni- ihmal ettiğim için beni affet. Dışarıda arayıp da bulamadığım her şeye içeride benim için gözün gibi baktın. Teşekkür ederim

ErdemG

Teslimiyet” için 2 yorum

  1. Her şey de olabiliyorum, hiç bir şey de. Okurken aslında ne kadar da korktuğumu farkettim. Bazı yerler yüzüme tokat gibi çarptı acaba ben kendimi bu kadar eleştirebiliyor muyum diye. Kendimde çok şey buldum teşekkür ederim emeğime sağlık

    Beğen

Yorum bırakın